Tiyatro sığınak, seyirci mülteci

MELİSA VARDAL – Bir okul öncesi öğretmeninin çocuk dünyasına dair gözlemleri, sahnede sarsıcı bir yüzleşmeye dönüşüyor. “Kuşlardan Saklanırken”, savaşın gölgesinde, kültürel alanlar vurulmaz inancıyla terk edilmiş bir tiyatro binasına sığınan ve yalnızlığına yoldaş ararken seyirciyi de oyunun içine çeken bir çocuğun hikâyesi. Öğretmen, yazar ve oyuncu Nuri Cabaroğlu ile sahnede kurduğu bu dünyayı konuştuk.

■ Oyunun ortaya çıkış sürecinden bahseder misiniz?

Oyunu yazarken dünyada olan bitenler, özellikle Ukrayna ve Suriye gibi çatışmalar beni çok etkiledi. Bununla birlikte ülkemizde yükselen bir mülteci karşıtlığı görüyordum, zaman zaman kendimi de bunun eşiğinde buluyordum. Bir gün mülteci bir çocuğun çöp toplarken bir yandan da tombiş bir köpeği sevdiğini ve gülümsediğini gördüm. Ben de ona bakıp gülümsedim ama beni görünce gülümsemesini sakladı. Bu gibi birkaç olay daha oldu ve bunları notlar hâlinde tutmaya başladım sonra o notları birleştirerek yazmaya koyuldum. Yazmamdaki motivasyonlardan biri de 29 yaşında tiyatro bölümünü bitirirken elimde dert edindiğim bir konuyla ilgili, bana ait bir oyun olmasını istememdi.

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

■ Savaş gibi ağır bir konuyu çocukluk perspektifiyle anlatmanın zorlukları neler?

Oyunu bir çocuk perspektifinden inşa etmek bize zorlanmaktan çok, dürtüsel hareket etmek için harika bir alan açtı. Çünkü çocuklar öfkelerini, sevinçlerini ve mutluluklarını çok daha belirgin yaşayabiliyorlar; bu da bize büyük bir özgürlük alanı tanıdı. Öte yandan kurduğumuz oyun kişisi tamamen bir çocuk değil; 16-17 yaşlarında, ergenliğinin içinde olan biri. Fakat yaşadığı travmalardan ve içinde bulunduğu durumdan dolayı büyümeyi reddeden, bunu bir savunma mekanizması hâline getiren bir karakter. Bu durum bizim için sahnede küçük gitgeller kurabileceğimiz bir alan yarattı ve oyunsuluğu besledi.

■ “Kuşlardan Saklanırken” ile seyircinin aklında kalmasını istediğiniz soru nedir?

Oyunda hayatın sert yüzüyle karşılaşan, bununla ne yapacağını anlamaya çalışan ve karşılaştığı kişilerden öğrendikleriyle yaşadıklarını harmanlayarak dünyayı anlamlandırma çabasına giren bir çocuğun hikâyesine, onun anlattığı olaylar üzerinden şahit oluyoruz. Çocuk, sıkıştığı anlarda durup beklemeye başlıyor ve yalnız kalmaktan korktuğu için yanına yoldaşlar arıyor. Hatta oyunda mülteci yerine koyduğumuz her seyirciyi, kendisiyle kalması için ikna etmeye çalışıyor. Çocuk ne yaparsa yapsın, kaçmaya çalıştığı savaştan durarak ya da birilerini bekleyerek kaçamıyor. Savaş artık onu, kendi dahli olan bir şekilde etkilemeye başlıyor. Bütün bu söylediklerimle birlikte seyirciye göstermek istediğim şey şu: “Duramayız, kaçamayız. Bu bizimle ilişkili, bu bizimle ilgili. Peki şimdi ne yapacağız?”

 “Çocuklar bana sahnede ‘numara yapmamayı’ öğretti” 

■ Okul öncesi öğretmeni olarak her gün çocukların dünyasına tanıklık ediyorsunuz. Savaşın bir çocuk üzerinde yaratabileceği duyguları sahneye taşırken mesleğiniz size nasıl bir perspektif sundu?

Her gün çocukların dünyasında olmak, bana çocukluğun aslında ne kadar büyük bir anlamlandırma çabası olduğunu hatırlatıyor. Sınıfta en ufak bir ayrılığın bir çocukta bıraktığı izi her gün gözlemliyorum. Savaş gibi dev bir felaketi bir çocuğun gözünden sahneye taşırken bu deneyim açıkçası çok işimize yaradı; sahnedeki çocuğun tepkilerini sahte bir dram olmaktan çok, oyunsu bir gerçek gibi kurgulamaya teşvik etti. Biliyorum ki bir çocuk, felaketin ortasında bile kendi küçük dünyasının gerçekliğiyle var olur; yarım kalan bir oyunun ya da yanında duracak bir yoldaş arayışının peşindedir. Okul öncesi öğretmenliği; bana sahnedeki o karakterin yalnızlık korkusunu, sıkıştığında sessizce durup beklemesini ya da seyirciyi mülteci yerine koyup bir sırdaş gibi kendisiyle kalmaya çağırmasını, bir çocuğun hayatta kalma ve dünyayla baş etme refleksinin en hassas hâlleriyle inşa etmeyi sağladı.

■ Öğretmenlik ve oyunculuk birbirini besleyen iki alan mı sizin için?

Çocuklar, özellikle de küçük yaş grupları, tamamen andalar ve çok dürtüseller. Asla rol yapmıyorlar, maskeleri yok. Onların o filtresiz hâllerini, bir şeye safça şaşırmalarını, üzülmelerini ya da korkularını her gün gözlemlemek, sahnede oyunculuğumu besleyen muazzam bir kaynak. Sahnede bir karakteri var ederken yapmacıklıktan uzak, o ham ve naif gerçekliği yakalamama yardım ediyorlar. Çocuklar bana sahnede de ‘numara yapmamayı’, gerçekten o âna odaklanmayı öğretiyor. Sahne ise bana sınıfta müthiş bir esneklik ve alan açıyor. Sınıfı bir nevi seyirci gibi değil, her anı birlikte inşa ettiğimiz ortak bir oyun alanı gibi görebiliyorum.

Author: admin