
Betül Topaklı / Milliyet.com.tr – Adana’nın bir köyünde 1995 yılında dünyaya gelen Nesibe Ataş’ın, çocukluğu maddi imkansızlıklarla geçti. Altı kardeşi olan Nesibe’nin anne ve babası, yaşadıkları tüm zorluklara rağmen eğitimin önemine inanıp tüm çocuklarını okuttu. “Çocukluğumu düşündüğümde ilk aklıma gelen şey, maddi imkânlarımızın oldukça kısıtlı olduğudur” diyen Nesibe, “Hatta zaman zaman kendimi hayattan alacaklı gibi hissettiğimi fark ediyorum. Sanırım bugün attığım birçok adımın ve gösterdiğim çabanın arkasında da bu duygu var” dedi. Çocuklarının eğitimlerine devam etmeleri için Adana merkeze taşınma kararı alan ebeveynler, diğer taraftan da doğayla iç içe olan arıcılık mesleğini sürdürmeye devam etti. İlkokul, orta ve lise eğitimini Adana’da tamamladıktan sonra Ankara Gazi Üniversitesi Hemşirelik Bölümü’nü kazanan Nesibe’nin, mezuniyetinin ardından ilk görev yeri İstanbul oldu. Yaklaşık dört yıl İstanbul’da hemşire olarak çalıştıktan sonra da görevine Mersin’de devam etti.

“VERDİĞİM EMEĞİN KARŞILIĞINI ALDIM”
Nesibe, Mersin’de hemşirelik yaparken bir yandan da kendini dijital alanlarda geliştirmek için çeşitli eğitimler aldı. Bu süreçte dijital pazarlama, online ticaret ve sosyal medyayı etkili kullanma gibi alanlarda yeni yetkinlikler kazandı. “En büyük hedefim daha özgür ve huzurlu bir iş hayatı kurmaktı” diyen Nesibe, “Sevdiğim bir işi yapmaya kararlıydım ve bu doğrultuda girişimciliğe adım attım. Bu hedef uğruna bir yıllık ücretsiz iznimi bile bu sürece ayırdım. Zor ve belirsizliklerle dolu bir dönemdi ancak verdiğim emeğin karşılığını aldım” diye konuştu.
HEMŞİRELİKTEN İSTİFA ETTİ
Nesibe, edindiği bilgi ve beceriler sayesinde hemşirelik dışında da başarılı olabileceğini, farklı alanlarda değer üretebileceğini kendine kanıtladıktan sonra, hemşirelikte geçen sekiz yılın ardından istifa etme kararı aldı. Tam da bu dönemde, ilgi duyduğu dijital girişimcilikle ailesinin yıllardır sürdürdüğü arıcılık mesleğini bir araya getirerek, kendi markası Mapolenn’i kurdu. Aslında genç kızın arıcılığa yönelmesinde iki önemli neden vardı. Birincisi, çocukluğunun içinde geçtiği mesleğe ve ailesine karşı hissettiği vefa borcunu ödemek istemesiydi. İkincisi ise e-ticaret alanında ilerleyerek hemşireliği tamamen geride bırakıp kendi işini kurma hayalini gerçekleştirmekti.
KENDİ YOLUNU ÇİZMEYİ SEÇTİ
Çevresindeki birçok kişinin, “Hemşirelik bırakılır mı, ne yaptın sen?” diyerek kararını sorguladığını söyleyen Nesibe, “Ancak ben kendi yolumu çizmeyi seçtim. Bugün geriye dönüp baktığımda, verdiğim bu kararın ne kadar doğru olduğunu görüyor ve yaptığım işten büyük mutluluk duyuyorum” dedi.

“Arıcılığın en zor yanı, ormanda çalıştığımız için elektrik, su ve internet gibi temel imkânların oldukça kısıtlı olması. Ama bence asıl zorluk, bu meslekte üretimin tamamen doğa koşullarına bağlı olması. Ne kadar emek verirseniz verin, hava şartları iyi gitmezse üretim de kazanç da doğrudan etkileniyor. Bu yüzden arıcılık ciddi anlamda risk barındıran bir meslek. En keyifli yanı ise zamanın tamamen bize ait olması. Çalışma saatlerimizi de tempomuzu da kendimiz belirliyoruz. Kendi işinin patronu olmak gerçekten büyük bir özgürlük. Bir arıcının günü, oldukça erken başlıyor. Sabahın ilk saatlerinde kalkıp ateşte pişen kahvaltımızı yapıyor, semaverde çayımızı demliyoruz. Ardından kovanların kontrolü, arıların bakımı ve mevsimine göre oğul alma gibi işleri yapıyoruz. Hasat döneminde ise bal sağımı en yoğun mesaimiz oluyor. Günün sonunda da ertesi güne dinç başlayabilmek için erken saatlerde uyuyoruz.”
‘MESLEĞİMİN İZLERİNİ TAŞIYORUM’
“Aslında hemşirelik mesleğiyle arıcılık arasında benim için çok önemli bir ortak nokta olan ‘şifa’ var” diyen Nesibe, “Hemşirelikte insanlara sağlıkları için destek oluyordum. Bugün ise doğal beslenme ve doğal şifa arayışında olan insanlara bal ve diğer arı ürünleri konusunda doğru bilgiler aktararak yardımcı olmaya çalışıyorum. Yani hemşireliği bırakmış olsam da bilgi ve deneyimlerim sayesinde o mesleğin izlerini hâlâ taşıyorum. Bal ve diğer arı ürünleri oldukça hassas bir gıda grubu. Hemşirelikten edindiğim sağlık bilgisi sayesinde insanlara daha bilinçli öneriler sunabiliyor, ürünleri doğru şekilde kullanmaları konusunda onları daha sağlıklı yönlendirebiliyorum. Bu da iki mesleğin aslında birbirini tamamladığını hissettiriyor” şeklinde konuştu.
‘ÖNCELİĞİM, KALİTE’
Arıcılıkta kazancın her yıl aynı olmadığını aktaran Nesibe, “Üretim miktarı tamamen doğa koşullarına bağlı olduğu için kazanç da hasada göre değişkenlik gösteriyor. Bu yüzden ben kazançtan çok kaliteyi korumaya odaklanıyorum” diyerek, uzun vadede güven kazandıran şeyin kaliteli üretim olduğunu dile getirdi.
“Bal konusunda insanların en büyük endişelerinden biri ‘Acaba şekerli mi?’ sorusu oluyor. Biz bu güven sorununu en baştan ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Arılarımızı kış aylarında bile, balla besliyoruz. Ayrıca koloni bakımında mümkün olduğunca defne yaprağı, portakal kabuğu, kekik ve biberiye gibi doğal bitkilerden faydalanıyoruz. Böylece pestisit kalıntısı riskini en aza indirmeyi hedefliyoruz. Amacımız, gereksiz insani ve suni müdahalelerden uzak, doğallığını koruyan kaliteli bal üretmek. Bugüne kadar da en büyük sermayemizin müşterilerimizin bize duyduğu güven olduğuna inanıyoruz.”

‘GÖRÜNDÜĞÜ KADAR KOLAY DEĞİL’
“Arıcılığa başlamak isteyenlere ilk tavsiyem, bu mesleği gerçekten severek yapmaları olur” diyen Nesibe, sözlerine şöyle devam etti: “Çünkü doğayla iç içe yaşamak dışarıdan göründüğü kadar kolay değil. Zorlu hava koşulları, belirsizlikler ve yoğun emek gerektiren bir iş. Bu yüzden sadece kazanç için yapılabilecek bir meslek olduğunu düşünmüyorum. İkinci tavsiyem ise kaliteli üretimi her zaman birinci sıraya koymaları. Balın değerini önce üretici korumalı. Kısa vadeli kazanç yerine dürüst ve kaliteli üretimi tercih ettiklerinde hem tüketicinin güvenini kazanırlar hem de kendi emeklerinin karşılığını uzun vadede alırlar. Sonuçta güven, arıcılıkta en değerli sermayedir.”